Sormadan Önce bi araştır

İran’ı bir arada tutan kültür

9 Nisan 2009 'de yazıldı Asya, Gazetelerden | Yorum yok »

Zorluklara ve imkânsızlıklara rağmen İran’ın kültürü, memleketin en büyük alçısı

Tahran’ın “Âli Kapı” adını taşıyan geleneksel lokantalarından biri… Ali Kapı bizim bildiğimiz Babıali’nin daha Türkçesi. Safeviler ve Kaçarlar gibi İran’daki Türk hanedanlarının Tebriz, Kazvin ve İsfahan’daki başbakanlıkları bu adı taşıyordu.
Âli Kapı aşağı yukarı 15 yıldır rejimdeki gevşemenin bir belirtisi. Daha önce yasaklanan geleneksel kahvehanelerinin tek tek izin verilmesiyle türeyenlerin içinde en gözde olanlardan.
Sahnedeki saz heyetinin başında bir muganni veya hanende “Oy beri bak” diye başlayan Azeri türkülerinden sonra bizim bu taraflardan bir şarkı söylüyor:
“Sen kalbimin mehtabısan güneşisen /  Sen ruhumun vazgeçilmez bir eşisen”

Etnik unsurlar birbiriyle uğraşmıyor ama rakipler
Azerbaycan ağzına göre değişime uğrayan bu şarkıyla Azerbaycanlılar sahneden iniyor. Biraz sonra çıkanlar Fars ezgileri, ardından bir grup âlâsından bir perküsyon yapıyor, bunlar da Beluci takımı.
Bu renklilik sırf buraya özgü değil; Tahran böyle yaşıyor.
İran bir imparatorluk; onu meydana getiren unsurların her biri kendi dilini ve kültürünü itişip kakışarak değil, keyifle ve uyumla taşıyor. Azerbaycanlı şairler Türk şiirini, geleneksel aruzu en iyi ölçüde temsil ediyor; Beluclar öyle ve Kürtlerin de aydınları en azından Kürtçelerini yetkiyle kullanıyor. Daha fazla »


Kardeş saray Elhamra

9 Nisan 2009 'de yazıldı Avrupa, Gazetelerden | Yorum yok »

Bugün Topkapı Sarayı’nda açılacak sergi, İspanyol kültürünü ve muhteşem Elhamra Sarayı’nı tanımamız için bir fırsat

Bugünden itibaren Topkapı Sarayı’nın Has Ahırlar bölümünde Elhamra ve Topkapı’yı bir arada sunan bir sergi; başbakanlar Recep Tayyip Erdoğan ile Luis Rodriguez Zapatero himayesinde açılıyor. Başlığı “Aynı Denizin Uçlarında”.
Granada’daki (Gırnata) Elhamra parlak Endülüs medeniyetinin tek sarayı değil ama sonuncusu. Sevilla (İsbiliyye) Endülüs İslam mimarisinin en parlak örneklerinden. Cordoba’nın (Kurtuba) civarındaki Medinet’üz Zehra denen bahçeler ortasındaki yazlık saray da muhteşem bir kalıntı olarak fikir veriyor.
Endülüs camilerinin içinde en önemlisi Kurtuba’daki çok sütunlu büyük camidir, “mescit” diye biliniyor. Endülüs mimarisi bunun dışında şehirlerin formu, kaleler, köprüler ve yıkıntılarla yaşıyor.
İspanya’ya Müslümanlar kuzey Afrika Berberilerinin de katılımıyla ünlü komutan Tarık bin Ziyad’ın önderliğinde 716’da yani 8’inci asrın başlarında çıktılar. İspanya’daki Vizigot krallığın hakimiyeti çok çabuk eridi; Araplar geldiğinde kral Rodrigo’nun İber Yarımadası’ndaki hakimiyeti çok tartışıldı.
Kuzeyde Atlantik kıyılarındaki küçük krallıklar ve bugünkü Katalunya’nın Barselona ucu dışında bütün İspanya’ya hakim oldular denebilir. Daha çok ilerleyecekler ve Pirenelerin kuzeyine geçip Fransa’ya gireceklerdi. 732’de Poitiers’de Charles Martel durdurdu.
Bazı Arap silahlarının yanında Arap atlarının ve nallama sisteminin bu dönemlerde kuzey Avrupa’ya geçtiği bir gerçek. İspanya Arap Müslümanların, Berberi Müslümanların, Yahudilerin ortaklaşa kurdukları parlak bir kültürel çevreydi. Portekiz de Garb-el Endülüs olarak bu coğrafya ve medeniyete girdi.
Yedi buçuk asır boyu kuzeydeki Hıristiyan krallıklar ve güneydeki Müslümanların devamlı çatıştıklarını düşünmeyelim. Önce Toledo, giderayak Velense (Valencia) ve İsbiliyye, sonunda da 1492’de Granada düştü.
Bu vakte kadar Hıristiyan ve Müslüman kısımlar arasında kültürel alışveriş de çok yüksekti. Arap dünyasının büyük düşünür ve bilginlerini; Yahudiler, İspanyol Hıristiyanların Arap kültürüne hayran olan Mozarab (yani mustaarib-araplaşmış) denen kesimi ve Endülüs mekteplerinde, medreselerinde okuyan Avrupalı gençler Latinceye çevirdi.
Endülüs eski İspanya’nın Hıristiyanlarının dinini yutmadı ama kültürlerini çok etkiledi. Seville Piskoposu İzidor “Pater noster duasını Latince okumaktan aciz gençlerimiz, Arap edebiyatını şerh ediyor ve Kur’an’ı öğrenebiliyorlar” diye yakınıyordu. İspanyolların yeniden fethinden (reconquista) sonra dahi Toledo’da inşa edilen gotik tarzındaki büyük katedralin içinde bir bölüm, Mozarab şapeli denen Endülüs İslam mimarisi tarzında inşa edilmiştir.

Daha fazla »


Procopius: De Aedificis – On The Great Church – Hagia Sophia

2 Nisan 2009 'de yazıldı İstanbul | Yorum yok »

The emperor, thinking not of cost of any kind, pressed on the work, and collected together workmen from every land. Anthemius of Tralles, the most skilled in the builder’s art, not only of his own but of’ all former times, carried forward the king’s zealous intentions, organized the labours of the workmen, and prepared models of the future construction. Associated with him was another architect [mechanopoios] named Isidorus, a Milesian by birth, a man of intelligence, and worthy to carry out the plans of the Emperor Justinian. It is indeed a proof of the esteem with which God regarded the emperor, that he furnished him with men who would be so useful in effecting his designs, and we are compelled to admire the wisdom of the emperor, in being able to choose the most suitable of mankind to execute the noblest of his works….

[The Church] is distinguished by indescribable beauty, excelling both in its size, and in the harmony of its measures, having no part excessive and none deficient; being more magnificent than ordinary buildings, and much more elegant than those which are not of so just a proportion. The church is singularly full of light and sunshine; you would declare that the place is not lighted by the sun from without, but that the rays are produced within itself, such an abundance of light is poured into this church….

Now above the arches is raised a circular building of a curved form through which the light of day first shines; for the building, which I imagine overtops the whole country, has small openings left on purpose, so that the places where these intervals occur may serve for the light to come through. Thus far I imagine the building is not incapable of being described, even by a weak and feeble tongue. As the arches are arranged in a quadrangular figure, the stone-work between them takes the shape of a triangle, the lower angle of each triangle, being compressed where the arches unite, is slender, while the upper part becomes wider as it rises in the space between them, and ends against the circle which rests upon them, forming there its remaining angles. A spherical-shaped dome standing upon this circle makes it exceedingly beautiful; from the lightness of the building, it does not appear to rest upon a solid foundation, but to cover the place beneath as though it were suspended from heaven by the fabled golden chain. All these parts surprisingly joined to one another in the air, suspended one from another, and resting only on that which is next to them, form the work into one admirably harmonious whole, which spectators do not dwell upon for long in the mass, as each individual part attracts the eye to itself.

No one ever became weary of this spectacle, but those who are in the church delight in what they see, and, when they leave, magnify it in their talk. Moreover it is impossible accurately to describe the gold, and silver, and gems, presented b the Emperor Justinian, but by the description of one part, I leave the rest to be inferred. That part of the church which is especially sacred, and where the priests alone are allowed to enter, which is called the Sanctuary, contains forty thousand pounds’ weight of silver.


Tarihi güzergahta adım adım: Fatih Camii, Zeyrek, Fener ve Balat

31 Mart 2009 'de yazıldı İstanbul | Yorum yok »


Her adımı tarihi eserle karşılaşabileceğimiz gezimizin ilk durağı Fatih Camii. Fatih Camii, fetihten sonra, 1463 – 1470 yılları arasında, şehrin en yüksek tepesine yapılmış.


Cami Sinan adındaki mimar tarafından yapılmış, ancak büyük Sinan’dan ayırt etmek için bu kişiye “Atik” Sinan denmiştir. Fatih ile caminin mimarı Sinan arasında bazı sorunlar yaşanmış ve Sinan daha sonra idam edilmiştir. 1766 yılındaki depremde yıkılan cami 1871’de şu andaki görünümüne kavuştu.
Onarım emri Sultan III. Mustafa tarafından verilmiş, dönemin ünlü mimarı Mehmet Tahir Ağa da onarmıştır. Daha fazla »


Akıl ve beden sağlığı için tarih gezisi

31 Mart 2009 'de yazıldı İstanbul | Yorum yok »

Her yaşta ve her mevsimde yapılabilen treking sporu, beden sağlığını koruyor. Treking’i Edirnekapı ile Ayvansaray arasındaki tarihi eserlerin arasında yaparak akıl sağlığınızı da korumak elinizde. Ayrıca önereceğimiz geziyle akıl ve beden sağlığınızın yanında bilginiz de artacak.


Önereceğimiz ve bir tatil gününde, hareket hızınıza bağlı olarak 3 ile 5 -6 saat arasında bir zamanınızı alacak gezi, Fatih Belediyesi’nin geçen yıl “tarihsel güzergâh” ilan ettiği Edirnekapı ile Ayvansaray arasındaki bölgeyi kapsıyor.

Tamamen kent dokusu içinde gerçekleştirilecek gezinin başlangıç noktasını, Edirnekapı’daki Kariye Müzesi oluşturuyor. Kariye Müzesi’ne, Ortodokslar hac önemi verir. Son Bizans döneminin en görkemli resim koleksiyonu, bugün Kariye Müzesi adı verilen Khora Manastırı Kilisesindedir. Kariye müzesi, duvarlarındaki fresk ve mozaikleriyle dünyaca ünlenmiştir. Mozaiklerde Hz. İsa ve Meryem’in hayatı tasvir edilmektedir.

Daha fazla »


Old /Eski istanbul

27 Mart 2009 'de yazıldı Videolar, istanbul videoları | Yorum yok »

Eski istanbuldan görüntüler


Olmayacak bir istanbul

27 Mart 2009 'de yazıldı Videolar, istanbul videoları | 1 yorum »

Hayal dünyası mı desek acaba. Ama farklı bir istanbul


İstanbul hatırası : Belgesel

27 Mart 2009 'de yazıldı Videolar, istanbul videoları | Yorum yok »

İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek (Crossing the Bridge: The Sound of Istanbul), yönetmenliğini Fatih Akın’ın, anlatımını Einstürzende Neubauten’ın bas gitaristi Alexander Hacke’nin yaptığı belgesel filmdir. Videolar 5 bölüm halindedir.

Daha fazla »


istanbul tanıtım

27 Mart 2009 'de yazıldı Videolar, istanbul videoları | Yorum yok »

İstanbulu tanıtıyoruz bu sefer


Yine İstanbul

27 Mart 2009 'de yazıldı Videolar, istanbul videoları | Yorum yok »

Yine istanbul diyorum. Boşuna o kadar medeniyet buranın hayalini kurmamış.


Böyle görmediniz bu şehri : istanbul

27 Mart 2009 'de yazıldı Videolar, istanbul videoları | Yorum yok »
İstanbulu hiç böyle görmediniz. Gün batıyor, ay çıkıyor, gün doğuyor. Hayata devam