Önyargı yıkmak, kapı yıkmaktan zor
Şubat 8th, 2009 Posted in Gazetelerden, Karma310 yıl önce imzalanan Karlofça Antlaşması, Avrupa tarihi için de çok önemlidir
Karlofça Antlaşması’nın imzalandığı yere inşa edilen binada, “Türkler bir daha buralara uğramasın” diye duvar örülen kapı yıkıldı.
O günlerde Avrupa’nın yarısı Osmanlı’nın karşısındaydı. Bugün de aradaki setlerin yıkılması kapıdan çok daha zor.
Bundan 310 yıl evvel bugünlerde (26 Ocak 1699) halen Sırbistan’da bulunan Sremski Karlovci kasabasında sadece Osmanlı’nın değil, Avrupa tarihinin en önemli antlaşmalarından biri imzalanmıştı. Karlofça Antlaşması mahiyeti ve muhtevası itibarıyla hukuki ve siyasi sonuçları ve üstelik medeniyet tarihimizdeki rolü bakımından yeterince ele alınmamıştır.
Antlaşmanın tarafları çok ilginçtir. İngiltere ve İspanya hariç, Viyana kuşatmasından sonraki mukaddes Liga’da yer alan Alman İmparatorluğu ve Avusturya Büyük Dukalığı, Polonya Cumhuriyeti, Venedik Cumhuriyeti ve Rusya Çarlığı karşımızdadır. Fransa ilk defa olarak bu savaşta Hıristiyanların yanında yer almıştır. Daha ilginci, komşumuz İran da mukaddes ittifakın yandaşlarındandı. Buna karşılık Osmanlı İmparatorluğunun tek müttefiki vardı: İsveç.
1683 II. Viyana Kuşatması ani bir bozgunla bitti. İmparator Viyana’yı terk etmişti, Avusturyalıların asıl işini yürütenler Lohtringen (Lorraine) dükü ve Alman İmparatorluğu’nu vücuda getiren bazı dukalıkların ordularıydı.
Artık Osmanlı kayıpları geri almak için savaşacaktır
Ama şurası bir gerçek ki, 1683 Eylül’ünde asıl darbe Viyana’nın hemen yanı başındaki Kahlenberg’deki kaleden geldi. Polonya kuvvetleri Kral Ian Sobiesky’nin komutasında burada gizlice üslenmişlerdi ve ani bir saldırı ile kuşatma kuvvetlerini yardılar. Bozgun feciydi.
Daha evvel mülki görevlerde son derece başarılı bir vezir olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, maalesef büyük orduya serdar olacak yetenekte bir mareşal değildi. Savaş orada bitmedi, 1686 yılında Budin düştü.
Kaleyi savunan ihtiyar vezir Abdurrahman Abdi Paşa Macarların tarihinde bile ebedileşti. Budin kalesinde bugün Harp Tarihi Müzesi’nin önünde Macarlar onun kabrini yaptırdılar. 16 yıl süren savaşlar IV. Mehmed’in tahttan indirilmesine neden olduğu gibi Merzifonlu’nun idamına neden oldu.
Nihayet Karlofça Barışı, ilk defadır ki Müslüman Osmanlı İmparatorluğu ile karşısındaki Hıristiyan kuvvetler arasında Roma hukuku ilkelerine göre ve 1648 Westfalya Antlaşması’nda tespit edilen diplomasi kurallarına göre cereyan etti. Antlaşma sırasında Osmanlı delegelerinin başta reisülküttab Rami Mehmet Efendi (sonraki sadrazam Rami Mehmet Paşa) ve diğer delegelerin diplomasi kuralları ve antlaşmaların dili konusunda son derece başarılı ve bilgili olduğu görüldü.
İlk büyük yenilgiyi temsil eden bu antlaşma ile aslında Osmanlı devleti, Avrupa’da teşekkül etmeye başlayan devletlerarası hukuk sistemine intibak ettiğini gösterdi.
Antlaşmaya göre bütün Mora Yarımadası Venediklilerin eline geçiyordu. Çar Büyük Petro, Azak Kalesi’ni alıyordu. Podolya ve batı Ukrayna Polonya Cumhuriyeti’ne bırakıldı. Bugünkü Macaristan ve bugünkü Romanya’da bulunan Transilvanya (Erdel), Avusturya Büyük Dukalığı’na terk edildi.
Bundan sonraki dönemde Osmanlı İmparatorluğu kaybettiklerini geri almak için devamlı savaşacaktır. İki vezirimiz bu harplerde şehit düşmüştür. 1718 Pasarofça Antlaşması ile Venedik’e verilen topraklar geri alındı. 1711 Prut Barışı ile de Rusya’nın eline geçen kaleler tekrar kurtarıldı. Ama Karlofça ile çekildiğimiz Erdel, bir kısım Hırvat ve Macar topraklarına bir daha dönemedik.
Antlaşmanın yapıldığı Sremski Karlovci’de müzakereler bir büyük çadırda yapılmıştı. Sonra bu çadırın yerine yapılan kilisede Türklerin antlaşma mekânına girdikleri kapı olan doğu kapısı örülmüş ve üstüne Türklerin bir daha bu kapıdan girmemesi niyaz edilmişti.
Balkanlar için Türkiye yabancı bir toplum ve devlet değildir
Şimdi 310 sene sonra Karlofça Belediye Başkanı’nın tertiplediği ve Belgrad’daki büyükelçimiz Süha Umar’ın da katıldığı bir törenle bu duvar yıkıldı.
Tuhaftır; Balkanlar için Türkiye yabancı bir toplum ve devlet değildir. Siyasi gerilime rağmen Sırplar ve Türkler birbirlerini yadırgamaz. Ama maalesef Germen Avrupa’sı ve Fransa için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Aradaki setlerin yıkılması bu kapınınki kadar kolay olmayacağa benziyor.
Karlofça Antlaşması’nda Avrupa’nın yarısı Osmanlı İmparatorluğunun karşısındaydı. Bugün durum değişiyor mu? Elbette müttefiklerin önyargılarını yıkmak daha zor.
Türbedarın cenazesi
Çarşamba günü İstanbul’un kayda değer cenaze törenlerinden birisi vardı. Bu şehrin büyük şehirliği, bazılarının zannettiği gibi güya dünya ticaret sistemine hizmet eden büyük binalarla veya gençlerimizin şehirde tek tanıdığı mekanlar olan, “mall” denen heyulalarla, büyük alışveriş merkezleriyle olmaz.
Büyük şehirler; büyük sanat olayları, büyük sanat eserleri, büyük adamlar veya sıra dışı küçük insanlar ve hatta o şehre özgü avami eğlencelerle oluşur. Büyük şehrin insanları kendilerine has tiplerdir. Bir Madrilya’nın (Madridli) bir Moskoviç’in (Moskovalı), Viyanalının kendine özgü çizgileri vardır.
Bütün bunların içinde hangi dinin mensubu olursa olsun veya hangi dili konuşursa konuşsun, İstanbullu diye bir tip vardır. O tipi tarih oluşturmuştur ve son 50 yılda artık o yok olmaktadır.
Kendisine “polis” denirdi. Asıl adı Burhan’dı, soyadını bilen pek az. Kısa boylu, şişman birini tasavvur ediniz. Merkez Efendi’nin türbedarı idi. Bu türbedarlığın onun resmi görevi olduğunu sanmıyorum. Ama herkes öyle itibar ederdi.
Mecnun bir tipti. Bildiği şey de boldu; işittiğime göre Yenikapı Mevlevihanesi restore edilirken onun anlattıklarına hayli müracaat edilmiş. Tanıdıklarına “Filanca bey veya hanım, filana veya falana yardım et” diye bir daha tekrarlamadığı direktifler verirmiş. Bazı yardım teklif edenleri mevki sahibi de olsa terslermiş. Kendisi için hiçbir şey istediği duyulmamış.
Kundak bebeği iken Merkez Efendi Karakolu’nun önüne bırakmışlar, polisler kendisini beslemiş ve kollamışlar. Yetiştirme yurduna yollamışlar ve sonra bir gün yine o çevrede ortaya çıkmış. “Polis” lakabı, kendisini polisin yetiştirmesinden dolayı verilmiş.
77 yaşında öldü; bunca yıldır türbedarlıktan başka bir şey yapmayan bu İstanbullunun cenazesine yüzden fazla sanatçı ve okuryazar katıldı. Mesela Niyazi Sayın, Murat Bardakçı, Kubbealtı Vakfı’nın başkanı Sinan Uluant, tanınmış Mevlevi şeyhleri, hekim profesörler, sanatçılar, yazarlar… Merhum Merkez Efendi’deki Dedeler mezarlığına gömüldü.
Büyük şehirlerin sadece büyükleri değil, bazen böyle önemli küçük adamları da vardır. Onu büyük yapanlar sadece altın çelenkle taçlandırılanlar değil, insanları kendisine çeken kıyıda köşedeki keramet sahipleridir.
Prof. Dr. İlber Ortaylı / Milliyet



























You must be logged in to post a comment.